
Arkamıza bakmadan sürekli ama sürekli koştuğumuz/koşturduğumuz bu dünyada 'bir nefes almak' için ağaç altı gölgesi gibi Gazel'in Yürek Felsefesi..
Reyhan Gazel, geçmişte gazete ve dergilerde muhabir ve yazarlık yapan bir felsefeci. Gazeteci Fırat Gazel'in eşi olan Reyhan hanım, halen engellilerle ilgili birçok sivil toplum kuruluşunda aktif olarak çalışıyor.
Son yazdığı kitabı 'Yürek Felsefesi' hayatı anlamaya çalışanların, hayattan ne gibi dersler çıkarılması gerektiği üzerinde düşünenler için adeta bir el kitabı niteliğinde.
Arkamıza bakmadan sürekli ama sürekli koştuğumuz, koşturduğumuz bu dünyada 'bir nefes almak' için ağaç altı gölgesi gibi Gazel'in Yürek Felsefesi..
Kitabı bu sütunlarda ne kadar anlatsak az.. En iyisi kitabı okumak..
İşte kitaptaki insanı ötelere alıp götüren o bölümlerden biri...
ÖLECEK ZAMAN YOK!
Yeni yüzyılın "insan" manzaralarını anlamaya çalışırken, yaşamın içinde beynimizin hatta yüreğimizin en ücra köşesinde yer alan bir ifademizdir; ölecek zaman yok! Hatırlamak bile istemediğimiz bir gerçeğin yaşamımızda duruşunu, bulunuşunu anlatan; zamansızlıktan geçiştirilen bir ifade. Benim için de, çalışma arkadaşım Şevki Işıklı'dan aldığım bir ifade...
Yıllar önce, çoğu bayandan beklenmeyen derinlikte olan bir bayan arkadaşımla yaşama dair sohbet ederken, ölümü gündemimize almıştık. Ölüme, üstten bir bakış vererek konu edinmiştik. Ölüm kavramının beynimizdeki, yüreğimiz deki yansımasını şu ifadelerde bulmuştuk:
"Ölüm, ertelenen istekleri, gereksiz koşturmacayı, gerçekleşmemiş beklentileri, yaşam içindeki tüm arzulanmızın bir anda yokluğunu, kaybedilmiş umutlan vs. anlatıyor. Mezarlıklar ise, yaşanmamış tüm güzelliklerin, anlamsız sıkıntıların, gereksiz mutsuzluklann gömüldüğü yerleri... üstelik dünya üzerinde sayılamayacak kadar çok olan..."
Bir "insan"ın yok olmasını anlatan ölüm, arkadaşımla sohbette yerini yok olan geleceğe, yaşarken gereksiz üzüntülerle geçen zamana bırakmıştı. Yaşama dair beklentilerin hiç bitmediğini bildiğimizden de devamında, "Ölecek zaman yok!" şeklinde yerini bulmuştu. Yaşamda bitmeyecek gibi gelen zamanın bitişini anlatan "ölüm", yok olmaktan öte, yüreklerin yaşarken de yok olabildiğini, yok sayılabildiğini, ertelenen isteklerle yorulduğunu, sızladığını anlatmıştı.
Aradan geçen yıllar, çok değişiklik getirse de yüreğimdeki ölümle ilgili yansımaları değiştiremedi. Hâlen mezarlıklarda gömülü olanlann, bedenler olmadığını düşünürüm. Yaşarken yüreklere gömülenler olduğunu bildiğimden... Yürekte gömülü olanlann içten içe bedenleri sardığını düşündüğümden... Hatta yaşarken büyük telaş içinde, ardımızda bıraktığımız olanca beklentiyi gerçekleştirememenin sıkıntısının ağırlığını anlayabildiğimden...
Öyle ki koşturmacanın, telaşın içinde, ölümü sadece bedenlerin yok olması diye geçiştirirken, yüreğimizin yaşayıp yaşamadığını düşünmeyen bizler, ölmeye bile zamanımızın olmadığını rahatlıkla ifade ederiz. Çünkü yaşarken, yaşamın içinde en büyük gerçek olan ölüm, yaşantılara giremeyecek kadar zamansız bulunur. Özetle zamanımız o kadar dardır ki, "ölecek zaman yok"tur! Sanki yüreklerimiz gerçekten yaşıyormuş gibi, üstelik yaşarken...
Bir gün gelir, yüzleşiriz gerçekle. Yakınımızı toprağa verirken, kendimizin ani büyük hastalıklarında, bir cenaze töreninde... O an zaman durur, düşünürüz. Ne yapıyorum? Gerçekten yaşıyor muyum? Yüreğim ne durumda? Ölmem için uygun zaman değil, daha evimin taksitleri bitmedi... Tabii... Sonra, ya sonra... Tekrar koşmaya devam... Nereye koştuğumuzu, ne için koştuğumuzu düşünmeden... Yine yüreğimizin istediklerini, yapabileceklerimizi yapmadan... Bir sonraki cenaze törenine kadar böyle sürer.
Yüreklerin düşünülmediği yaşamların, gerçek yaşamayı vınlatmadığını bildiğimden bu kadar rahatım. Bu yüzden diyorum ki: "ölüm, ertelenen istekleri, gereksiz koşturmacayı, gerçekleşmemiş beklentileri, yaşam içindeki tüm arzularımızın bir anda yokluğunu, kaybedilmiş umutlan vs. anlatıyor." Yaşamın içinde gerçekleşebilecekken ertelenmiş, gerçekleşememiş her şeye sımsıkı sarılmamızın gerekliliği de bundandır. Gerçekten "ölebilmek" için...
Öldüğümüzde "Zamanı yoktu ölmek için yine de öldü." denmemesi, "Öldü ama yaşamın içinde hâlâ var." denmesi için.
Benden bu kadar! Yine de herkese Allah'tan uzun ömürler dilerim. Yaşarken "ölmüş" olmamanızı da isteyerek...
REYHAN GAZEL KİMDİR?
1973 Ankara doğumlu G. Reyhan Gazel, felsefe eğitimi ve eğitim yönetimi yüksek lisans eğitimi aldı. Gazel, 1991 yılında Tercüman Gazetesi’nde muhabir olarak başladığı iş yaşamına, muhabirlik, felsefe grubu öğretmenliği, okul yöneticiliği, dergi yazarlığı, köşe yazarlığı ve bürokrat olarak devam ediyor. Aynı zamanda engellilerle ilgili bir çok sivil toplum kuruluşunda aktif olarak görev alıyor. Gazeteci-yazar Fırat Gazel ile evli olan G.Reyhan Gazel’in Aral isminde bir de oğlu bulunuyor.
İSTEME ADRESİ:
Alpaslan Türkeş Cad. Mertler Sk. 20/A BEŞTEPE/ANKARATEL:0(312) 213 80 86, 0(312) 213 46 10Fax: 0(312) 213 46 37
Email: bilgi@gunyayincilik.com.tr webmaster@gunyayincilik.com.tr
http://www.cafesiyaset.com/
Cafe Siyaset
Adnan Öksüz
01.09.2008
Reyhan Gazel, geçmişte gazete ve dergilerde muhabir ve yazarlık yapan bir felsefeci. Gazeteci Fırat Gazel'in eşi olan Reyhan hanım, halen engellilerle ilgili birçok sivil toplum kuruluşunda aktif olarak çalışıyor.
Son yazdığı kitabı 'Yürek Felsefesi' hayatı anlamaya çalışanların, hayattan ne gibi dersler çıkarılması gerektiği üzerinde düşünenler için adeta bir el kitabı niteliğinde.
Arkamıza bakmadan sürekli ama sürekli koştuğumuz, koşturduğumuz bu dünyada 'bir nefes almak' için ağaç altı gölgesi gibi Gazel'in Yürek Felsefesi..
Kitabı bu sütunlarda ne kadar anlatsak az.. En iyisi kitabı okumak..
İşte kitaptaki insanı ötelere alıp götüren o bölümlerden biri...
ÖLECEK ZAMAN YOK!
Yeni yüzyılın "insan" manzaralarını anlamaya çalışırken, yaşamın içinde beynimizin hatta yüreğimizin en ücra köşesinde yer alan bir ifademizdir; ölecek zaman yok! Hatırlamak bile istemediğimiz bir gerçeğin yaşamımızda duruşunu, bulunuşunu anlatan; zamansızlıktan geçiştirilen bir ifade. Benim için de, çalışma arkadaşım Şevki Işıklı'dan aldığım bir ifade...
Yıllar önce, çoğu bayandan beklenmeyen derinlikte olan bir bayan arkadaşımla yaşama dair sohbet ederken, ölümü gündemimize almıştık. Ölüme, üstten bir bakış vererek konu edinmiştik. Ölüm kavramının beynimizdeki, yüreğimiz deki yansımasını şu ifadelerde bulmuştuk:
"Ölüm, ertelenen istekleri, gereksiz koşturmacayı, gerçekleşmemiş beklentileri, yaşam içindeki tüm arzulanmızın bir anda yokluğunu, kaybedilmiş umutlan vs. anlatıyor. Mezarlıklar ise, yaşanmamış tüm güzelliklerin, anlamsız sıkıntıların, gereksiz mutsuzluklann gömüldüğü yerleri... üstelik dünya üzerinde sayılamayacak kadar çok olan..."
Bir "insan"ın yok olmasını anlatan ölüm, arkadaşımla sohbette yerini yok olan geleceğe, yaşarken gereksiz üzüntülerle geçen zamana bırakmıştı. Yaşama dair beklentilerin hiç bitmediğini bildiğimizden de devamında, "Ölecek zaman yok!" şeklinde yerini bulmuştu. Yaşamda bitmeyecek gibi gelen zamanın bitişini anlatan "ölüm", yok olmaktan öte, yüreklerin yaşarken de yok olabildiğini, yok sayılabildiğini, ertelenen isteklerle yorulduğunu, sızladığını anlatmıştı.
Aradan geçen yıllar, çok değişiklik getirse de yüreğimdeki ölümle ilgili yansımaları değiştiremedi. Hâlen mezarlıklarda gömülü olanlann, bedenler olmadığını düşünürüm. Yaşarken yüreklere gömülenler olduğunu bildiğimden... Yürekte gömülü olanlann içten içe bedenleri sardığını düşündüğümden... Hatta yaşarken büyük telaş içinde, ardımızda bıraktığımız olanca beklentiyi gerçekleştirememenin sıkıntısının ağırlığını anlayabildiğimden...
Öyle ki koşturmacanın, telaşın içinde, ölümü sadece bedenlerin yok olması diye geçiştirirken, yüreğimizin yaşayıp yaşamadığını düşünmeyen bizler, ölmeye bile zamanımızın olmadığını rahatlıkla ifade ederiz. Çünkü yaşarken, yaşamın içinde en büyük gerçek olan ölüm, yaşantılara giremeyecek kadar zamansız bulunur. Özetle zamanımız o kadar dardır ki, "ölecek zaman yok"tur! Sanki yüreklerimiz gerçekten yaşıyormuş gibi, üstelik yaşarken...
Bir gün gelir, yüzleşiriz gerçekle. Yakınımızı toprağa verirken, kendimizin ani büyük hastalıklarında, bir cenaze töreninde... O an zaman durur, düşünürüz. Ne yapıyorum? Gerçekten yaşıyor muyum? Yüreğim ne durumda? Ölmem için uygun zaman değil, daha evimin taksitleri bitmedi... Tabii... Sonra, ya sonra... Tekrar koşmaya devam... Nereye koştuğumuzu, ne için koştuğumuzu düşünmeden... Yine yüreğimizin istediklerini, yapabileceklerimizi yapmadan... Bir sonraki cenaze törenine kadar böyle sürer.
Yüreklerin düşünülmediği yaşamların, gerçek yaşamayı vınlatmadığını bildiğimden bu kadar rahatım. Bu yüzden diyorum ki: "ölüm, ertelenen istekleri, gereksiz koşturmacayı, gerçekleşmemiş beklentileri, yaşam içindeki tüm arzularımızın bir anda yokluğunu, kaybedilmiş umutlan vs. anlatıyor." Yaşamın içinde gerçekleşebilecekken ertelenmiş, gerçekleşememiş her şeye sımsıkı sarılmamızın gerekliliği de bundandır. Gerçekten "ölebilmek" için...
Öldüğümüzde "Zamanı yoktu ölmek için yine de öldü." denmemesi, "Öldü ama yaşamın içinde hâlâ var." denmesi için.
Benden bu kadar! Yine de herkese Allah'tan uzun ömürler dilerim. Yaşarken "ölmüş" olmamanızı da isteyerek...
REYHAN GAZEL KİMDİR?
1973 Ankara doğumlu G. Reyhan Gazel, felsefe eğitimi ve eğitim yönetimi yüksek lisans eğitimi aldı. Gazel, 1991 yılında Tercüman Gazetesi’nde muhabir olarak başladığı iş yaşamına, muhabirlik, felsefe grubu öğretmenliği, okul yöneticiliği, dergi yazarlığı, köşe yazarlığı ve bürokrat olarak devam ediyor. Aynı zamanda engellilerle ilgili bir çok sivil toplum kuruluşunda aktif olarak görev alıyor. Gazeteci-yazar Fırat Gazel ile evli olan G.Reyhan Gazel’in Aral isminde bir de oğlu bulunuyor.
İSTEME ADRESİ:
Alpaslan Türkeş Cad. Mertler Sk. 20/A BEŞTEPE/ANKARATEL:0(312) 213 80 86, 0(312) 213 46 10Fax: 0(312) 213 46 37
Email: bilgi@gunyayincilik.com.tr webmaster@gunyayincilik.com.tr
http://www.cafesiyaset.com/
Cafe Siyaset
Adnan Öksüz
01.09.2008